KUVAYI MİLLİYE VE KUVVACI OLMAK

Kadri Uçmak 2020-11-30T08:01:47+00:000000004730202011 0
KUVAYI MİLLİYE VE KUVVACI OLMAK

Kadri Uçmak

Bazılarımız
algılayamayacaklar ve nedir bu Kuvayı Milliye diye zorlanacaklardır. Çünkü
bekli de onlar kimseden Kuvayı Milliye’nin ne anlam taşıdığını duymadılar.

Kuvayı
Milliye; Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla görevine başlamış
oldu. Samsun-Havza-Amasya güzergahları ve buralarda yapılan toplantılar ile bu
toplantıların sonuçlarını belgeleyen bildirilerle kök salmaya başladı
Anadolu’ya..

Sonrasında,
Erzurum ve Sivas Kongreleriyle Kuvayı Milliye, Anadolu ve Rumeli’de şahlandı.
Atatürk’ün 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelmesiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin
temelleri oluşmaya başladı ve 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, Anadolu
Halkını ayağa kaldırdı. Artık, Kuvvayı Milliye oluşmuştu.

1. İnönü, 2.
İnönü, Sakarya, Büyük Taarruz, Antep Maraş Savunmaları, Doğu’da Ermenilerle
olan mücadeleler sonunda KURTULUŞ gerçekleşti ve 29 Ekim 1923’te Bağımsız
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kuvayı Milliye’yi oluşturan birçok Sivil Kuvacı
evine, köyüne, memleketine geri döndü, Kuvayı Milliye’nin askeri kanadı olan
Türk Ordusuna ülkenin savunmasını içine sindire sindire bırakarak…

Böylece şunu
görüyoruz ki, Kuvayı Milliye tam anlamıyla HALK’ın oluşturmuş olduğu bir güç
olarak karşımıza çıkıyor. Hem askeri (ordu), hem de sivil boyutuyla.

Bu şartlarla
oluşmuş bir kurumun son günlerde (aslında uzun süreden beri) bir takım
spekülasyonlarla nasıl yıpratılmak istendiği, gözler önüne serildi. İşte bu
anda Sivil Kuvva’nın da ortaya çıkmasıyla, Atatürk Düşüncesi’nin Kurumlarına
zarar vermek isteyenler bir kez daha gördüler ki, bu kurumlara zarar vermek
imkânsız! Bu yaşananlar bana, Atatürk’ün Bursa’da gençlere seslenişinde,
Cumhuriyet ve Kurumları sizin yaşam biçiminizi oluşturuyor. Cumhuriyet ve
Kurumlarına zarar vermek isteyenleri gördüğünüzde, taşla, sopayla, elinize o
anda ne geçerse savunacaksınız (net ifade olmadığı için tırnak içine almadım)
diyerek, rejimin önemini belirtmiştir. Son zamanlardaki orduya (Kuvayı
Milliye’nin askeri kanadına) yapılan saldırılar eş değerde olan saldırılardır.
Bu yüzden Cumhuriyetin savunulması, ancak güçlü Kuvayı Milliye ile gerçekleşir.
Ayrıca bazı düşünce sistemleri, Türkiye’de tarikat sistemleri için en büyük
engel Kuvayı Milliye olduğu için, her zaman ve her yerde elden geldiğince
yıpratılması gerekir amacı güdülmekte, ama nafile… Türk Ordusu’nu her fırsatta
bu kadar yıpratmaya çalışan zihniyetin amacı kendiliğinden ortaya çıkmakta…

Zaman zaman
düşünürüm ki; dünyadaki küreselleşme veya globalleşme, Atatürk Düşüncesindeki
Halkçılık İlkesini oluşturan eşitlik kavramıyla gerçekleştirilmiş olsaydı,
sömürü ortadan kalkardı (ne güzel olurdu). Kapitalizm, yani paranın
iktidarlığıyla gelişiyor ki, Irak’ın işgali bunun en güzel göstergelerinden
biri… Fakat paranın iktidarlığı bir gün gelecek, parayı iktidar yapanları
boğacaktır. Çünkü parayı iktidar yapanlar, gün geçtikçe yalnızlaşacaklar ve
etraflarındaki çember girdaba dönüşüp, onları yutacaktır. Parayı iktidar
yapanlara en büyük darbeyi, Kurtuluş Savaşı ile Kuvayı Milliye vermiştir.

Kuvvacıların
en büyük onuru; dünyada sömürgen güçlere en güzel darbeyi vurarak diğer mazlum
ülkelere örnek olunmasıdır. Ama ne yazık ki sömürgen güçlerin uzantılığını
Türkiye’de gerçekleştiren iktidar modelleri şu an Türkiye’nin 100 yıl önceki
haline gelmesine neden olmuşlardır. Ancak bizlerin önünde KURTULUŞ SAVAŞI gibi
bir örnek var. Yaşam tekerrürden ibarettir sözü yinelenecektir!

Sonuç olarak
Kuvayı Milliye; hem askeri, hem de sivil kanadıyla Türkiye’nin birlik ve
bütünlüğünü oluşturma anlamında, en önemli çimentosudur…

Yorum Yaz »